Sevgili Missinem ... etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sevgili Missinem ... etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ekim 2012 Pazar

Film + yemek + Sonbahar Keyfi

Ankara'ya sinema keyfini yaşatan Filmekimi kapsamında, çok tatlı bir arkadaşımla muhteşem bir filmi izleme şansı bulduk.
"Hayalimdeki Aşk". Sıradışı konu, bir çırpıda izleniş ve güzel bir son...Film oyuncuları çok tanınmış kişiler değiller (Antonio Banderas'ın kısa rolunu saymazsak) buna rağmen güzel bir film çıkmış ortaya.


Bu yaşta bu başarı !
Filmin başrol oyuncusu, Oscar ödüllü yönetmen Elia Kazan’ın torunu Zoe Kazan, aynı zamanda yapımın senaristliğini de üstlenmiş! 
Bence mutlaka izleyin ama bunun için biraz beklemeniz gerekecek. Filmin Türkiye vizyon tarihi 2 Kasım 2012 

Film'den sonra, Güzel bir yemek ve Sonbahar keyfi...
Sabahın erken saatlerinde film izleyince bütün bir gün bize kaldı, biz de önce, Big Chefs'e gittik. Nefis şeyler denedik ama o an zevkten dört köşe olunca bi fotoğraf çekip koymak aklımıza gelmedi :( Big Chefs, yenilenmiş daha da bir lezzetlenmiş. Özellikle çift kat "Double Chedar" pizzayi denemenizi öneririm, incecik çıtır çıtır ve çok doyurucu. Yanına da dev bardakta taze limonata! Yummy! 

Yemek sonrası kahvelerimizi yudumlarken, güzel bir ikramla ağzımız tadlandı :) Bakın neyseki fotoğrafını çekmişim ...


Daha bitmedi, tabi yiyip yiyip oturmak olmazdı, Biraz yürüyüş + ve bolca sonbahar keyfi için, Seğmenler Parkı bulunmaz nimetti. Şehrin ortasında, doğal bir yerde zaman geçirmenin, fotoğraf çekmenin, sessizlikte sohbet etmenin tadını çıkardık. İşte fotoğraflara yansıyanlar...


Çamların bebek kozalakları ...

Yeşil mi kalayım yoksa kızarayım mı karasızlığı yaşayan BİR AĞAÇLA, duygudaşlık yaptık ...






Ne giydim? 

Ceket, Top shop 
Pantalon ve gözükmeyen gömlek Zara, 
Ayakkabı ve çanta Charles and Keith


13 Nisan 2012 Cuma

Bedava verseler bile giymem dedikleriniz ?

Maksat biraz daha kaynaşmak, paylaşmaksa bu yerinde bir yazıdır. Zira hakkınızda bilmek istediklerim var :))


Bedava verseler bile asla giymem, yapmam, takmam dediğiniz şeyler nelerdir?


Şu kombini yapmam da diyebilirsiniz.. 


Tabi ki moda olunca giyiyoruz da takıyoruz da ama onun dışında asla giymeyeceğiniz bir şey var mı?


BANA HERŞEY YAKIŞIR DİYEMEYECEĞİM DURUMLARA SEBEP OLMAMAK İÇİN; 


ASLA GİYMEM
  • ÇORAP ÜSTÜNE AYAKKABI
Soket çorap üstüne açık ayakkabı giymem, giymem, giymem !


OOOOOOOĞĞĞĞ NÖÖÖOOO !!!




  • SÜPER PLATFORM ŞEFFAF TERLİK
Yani resmine bile tahammül edemediğim bir şey daha!  Açık, şeffaf platform terliklere DAYANAMIYORUM !!! Yüksek derece de alerjim var...

  • KARGO PANTALON 
Bir ara modaydı da şimdi çok şükür unutuldu, Cargo pantalonlar kalın ve maskülen görüntüsüyle son derece kaba ve zerafetten uzak bir görüntü veriyordu.

Kalın fitilli özellikle de kahve tonlarındaki kadife pantalonlarını da sevmiyorum !


  • KRAVAT 
Maskülen bir hava vermek istiyorsam kravat takmam,
Sevmiyorum, se ve mi yo rummm 


  • TOPUKLU SPOR AYAKKABI
Klasik düşünmek gerekirse, spor ayakkabı ne içindir? spor içindir, rahat ve konforlu olması gerekir. + Topuklu spor ayakkabı ne içindir ozaman? Koşu bandında catwalk yürümek için olmasa gerek!

  • KOYU TEN RENGİ İNCE ÇORAP   Tontonlar giyebilir ama ben asla! 



ASLA YAPMAM

  • TAKMA TIRNAK  
Aman Tanrım, bu resimleri paylaşarak bugün kendime eziyet ediyorum hem de yüksek dozda! Cadıya benzemeye hiç niyetim yok, bu uzun, sivri tırnaklarla!






  • ÇİZGİ ÇİZGİ RÖFLE SAÇ

Evet asla dediğim bir diğer konu, çizgi çizgi atılmış arada siyah beyaz kadar bariz renk farkı olan röflelere ve bunları görmeye dayanamıyorum! 



  • DÖVME 
Dövme ayarında yapıldığında severim, ama şu resimdeki gibi tablo şeklinde yapılınca anlamıyorum, bir insan kendisine nasıl bunu yapabilir?


14 Şubat 2012 Salı

Mini buzul çağı sorunsalına rağmen Sevgililer Günü :))

Kar bu sene hakkını verdi ve beni de kendi düzenine uymaya zorladı, hareketlerim yavaşladı, fiziksel ve sosyal aktivitelerim de, günlük aktivite: uyan, ye, git çalış, ye, eve dön, mor kanepene uzan, izle tv izle, ye ye yee, uyu şeklinde geçince ilk defa bu kadar baharın gelmesini dört gözle bekler oldum, Hava şartları ne kadar da etkiliyormuş meğer..  Bu mini buzul çağı sorunsalına yapacak bir şey de yok, dışarı baktığım da bu yılmışlıkla, ayyy ne güzel, ne romantik bile diyemiyorum bugün SEVGİLİLER GÜNÜ OLSA DA !!! :)



Ama sevgililer gününü unutacak değiliz, aman canım ne saçma, kapitalizmin bir oyunu bu vs... gibi uzayıp giden mazeretlere de karşıyım, tamam abartıp 999 tane gül hediye edelim de demiyorum ama insan kutlamalı sene de bir kaç günü, henüz kaldırılmayan bir kaç günümüz, bayramımız kaldı zaten :(((

Neyse bir erkeğe hediye almanın zorluğu tartışılmaz... birbirini tekrarlayan, kravat, gömlek, parfüm, kol düğmesi ve elektronik.. Ben eşime gömlek aldım ve her zamanki gibi dayanamayıp önceden verdim, bir de bu kurabiyelere rastladım nette, klişe falan demeyip yapalım bence... Tarif, Pelince .com'dan,

Sevdiğiniz bir kurabiye tarifini de kalp şeklinde yapabilirsiniz...



Malzemeler
3.5 su bardağı un
1 su bardağı pudra şekeri
25o gr oda sıcaklığında tereyağ veya margarin
1 yumurta sarısı
1 yumurta
vanilya

Üzeri için
160 gr bitter çikolata
20 gr tereyağ

Yapılışı

Un, pudra şekeri ve vanilyayı karıştırma kabına eleyin
Yumurtaları ve yağı ilave edin
Yoğurduktan sonra, 1 saat buzdolabında bekletin (streç filme saralım)
Dinllenen hamuru, unlanmış tezgahta 1 cm kalınlığında açıp, tercihen kalp şeklindeki kalıp yardımıyla kesin
Yağlı kağıda dizin
Önceden ısıtılmış 180 derecede 15-20 dk pişirin (hafif pembeleşince çıkarın ki kurumasın)
Benmari usulü erittiğiniz bitter çikolatayı, fırından çıkıp biraz soğuyan (5 dk sonra)kurabiyenin yarısını erimiş çikolataya batırın, isterseniz hindistan cevizi, toz fındık fıstık serpebilirsin...

Ben yukarda verdiğim tarifi, aşağıdaki şekliyle yapmayı planlıyorum...




Sevgililer Gününüz kutlu olsunnn !!!

28 Eylül 2011 Çarşamba

Ben Polyanna değilim...

" Ne kadar olmuş kimbilir, herşeyi daha da yoluna koyucam, düzene girecek daha iyi olacak derken tam anlamıyla karman çormanım...yazın bir türlü gelmemesi, günlerin nasıl geçtiğini anlayamayışım, genel dünya memnunietsizliğim de üstüne eklenince, bu stresin altından kalkabilmek için çılgın alışverişlerle avuttum kendimi, yine tatmin olmadım, kafamda hep birşeylere yetişmek, hep bir şeyler yapmak zorunda hissetmek yordu beni...üniversitede ağır bir sınav yüzünden ve bir de ösym ye girerken hiç uyuyamadığımı hatırlıorummm, bi de geçenlerde oldu bu...neyi kafama takmıştım? artık bunu da bilmiormmm...
İstediğim bu yazıyla biraz belirsiz kafası karışık az bi doz da karamsar bi potre çizmektiii... başardım sanırım...bu konunun yazılmasının nedeni "iş hayatı"nın zorluğu, katlanılmaz tipler, angarya işler, hayal kırıklıkları, yorgunluk... "

Bu yazının her anlamda "Older post" a dönüşmesi ne kadar mutluluk verici, sadece 3 ay öncesine ait olan yukarıdaki yazı, anladımki ben her ortamda mutlu olmayı başarabilen bir polyanna değilim, öyle ahkam kesen psikolojik kitaplar da hikaye...mutlu olmaya çalışın, hayattaki pozitif şeyleri düşünün, derin nefes alın, falan filan... eline yapışmış mouse'la gözünü ekrandan 8 saat almadan, akan haberlere yetişmek için harcadığın çabaya bir de mesai saati kavramının olmaması, gece gündüz işe gelmen, sadece temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek asosyal bir insan olman da eklenince, patlıyosunuz bi yerde, patlayınca bazen iyi şeyler oluyor, mesela benim yaşadığım gibi, servisiniz değişiyo...

iş hayatımdaki sıkıntılar bitince herşey otomatik olarak düzeldi... duruldum, sakinleştim... anlamsız ve kargaşayla geçen yaklaşık bir yılı umarım geride bırakmışımdır, hiç yaşanmamak üzere umarım...

Çok şükür...

*Neyse eski hayatıma dönmemi bi kaç güzel şeyle kutlamasam olmazdı.. Bütün bi yaz fönsüz ve tepeden topladığım saçlarıma uzun zamandır yapmak istediğim gölgeyi yaptırdım... Ankara Bahçelievlerde Q kuaför çok başarılı bence...


*Gittim kendime teddy bear görünümlü minnoş mu minnoş bu kar botlarından aldım, çok yumoşlar...










Oi arte, deriden mağazalarında var, yalnız Oi arte'de 975 tl, ben 400 tl'ye aldım...



*Ne zamandır bir hobiyle uğraşamadım, geçen gün Ankara'ya H&M'nin 2 mağaza birden açacağını duyunca koştuk Gordion avm'ye orda da ogün çok güzel bir sergi varmış Atölye Beyaz'ın dekoratif boyama kursunun yıl sonu sergisi...Muhteşem yaratıcı şeyler yapılmış, hemen kayıt oldum ekimin ilk haftası başlıyor, yaptıklarımı da paylaşıcam bloguma... bilgi için.... (http://www.atolyebeyaz.com/) Bir sürü şey yapmak istiyorum...


***

13 Temmuz 2011 Çarşamba

İş sorunsalı ...

 Merhaba bi hayli zaman geçmiş, içimi dökmeyeli... 2011 kadar saçma bir yoğunlukta geçen bi yıl daha olmadı desem abartmış sayılmam sanırım...

Gazeteciliğin editörlük kısmıyla uğraşmak ne kadar yorucu... haber denilen şey ne kadar nankör, bugün yaptığının yarın için bi değeri yok, iz bırakmak içinse idealist olman lazım, bütün özel hayatını, sosyal hayatını bi kenara bırakıp, hergün... avcuna yapışmış mousela gözlerini miden bulanana kadar ekrandan ayırmayarak, yerinden kalkmadan çalışarak bu düzene isyan etmeden katlanman lazım...

Uzaktan davulun sesi hoş gelirmiş...Bir taraftan çalıştığım bu şartları bilmeden buaraya girmeye can atan yeni mezunlar...

Nereye kadar devam edicek bilinmez ama, insanın hayatını değiştirmesi, işini değiştirmesi öyle kolay değil,.ama şu var ki insan bazen "herşeyin başı sağlık" sözünü bile unutuyor... o bilinçle yaşamıyor...sen öle yaşamak istesen de tepende sürekli birileri, egolarını tatmin ettirmeye, dediğini yaptırmaya, empati kurmadan çalıştırmaya devam ediyor...Sonra biri geliyor senin tüm emeğini -kraldan çok kralcı olanlar - bir cümlesiyle yok etmeye çalışıyor...bazıları kısa süreliğine kazandığını zannediyor, ki bi zaman geliyo ki işgüzar yalakaları bile onları yalnız bırakıyolar veya ektiğini biçiyor, hayattan dersini alıyor... "Kötüler bi gün cezasını bulur " a çıkıyor ve beni teselli ediyorsa da bu süreçte olan sana oluyor...

...

30 Temmuz 2010 Cuma

Sinem'in sorunlu evleri


Bu yazıyı simsiyah yazıp içimi karartasım hıncımı kendimden çıkarasım var !!!


İnsanlar başkalarında yarattıkları olumsuz durumları ne derece önemsiyorlar? Hayattaki büyük problemler dışında insanların içinde bulunduğu günlük problemler bile can sıkmaya yetiyo, bendeki hisler şu aralar : endişe, olumsuzu genelleme, umutsuzluk ve sanki biraz da çaresizim gibi... sebebi ise belki çok sıradan : Sadece bir ev almak istemiştik !! gülsemmi ağlasammı bilemiyorum... Bu durumun bana bu kadar yansıması ise çook uzun zamandır farklı şekillerde başımıza talihsiz ne varsa gelmesi... Ev almak zormuş derlerdi de bu kadar olacağını tahmin etmemiştim...

Şu aylarda! belirsizlik yaşıyoruz, bi mutsuzluk-hayal kırıklığı sonra yine seviniyoruz sonra yine en baştan, keşkeler, olumlu düşünceler. Hani bişeyin olması için hiç bir neden yoktur ama istediğiniz yine de olmaz, elin kolun bağlı kalırsın. Benim gibi sabırsız biri için sıkıntılı bir durum... 6-7 aydır ev bakıyoruz, buluyoruz alıcaz diyoruz, ama olmuyo işte.. Her işte bir hayır var! mı gerçekten...ilk almak istediğimiz ev için hem masraf ettik hem de haftalardır uğraş verdik bir günde her şey bozuldu. Bize evi satacak kişilerin alacağı evde evde kiracılar varmış ve evi uzun süre boşaltmayacaklarmış...Bunu bize bu kadar zaman geçtikten sonra söylüyorlar..

Tekrar bir sürü ev arayışı, uzun telefon görüşmeleri, banka kredisi başvurusu, evrak toplayışı, yalancı emlakçılar (gerçekten bazı mesleklerin adı boşa kötüye çıkmıyo) hepsi de ya emekli pilotum diyo :)) ne komik eski başbakanım falan dese daha çok inanıcam ya da işte doktormuş mesleğini emlakçılık için bırakmış !!! ne komedi amaaa !!! bi de emlakçı dememe kızıyolar gayrimenkul danışmanıymış onlar !!! her neyse bu adamlar bizi resmen dolandırdılar desem belki biraz abartmış olurum ama şöyle, evi almaya karar verdiğimizde bir önceki olay yüzünden çok akıllandığımızı !!! ve ders aldığımızı düşünerek aklımızdaki tüm soruları sorduk, adam bize ev tapuya hazır en ufak bir sorunu yok dedi, ama banka kredi işlemleri sırasında bir evde olabilecek tüm sorunların (150000 tl lik haciz,5000 tl aidat borcu, ipotek, şerh...) bu evde olduğunu ve kredi kullanamayacığımı söyledi. biz bu sırada ev için eksper ücreti ödemiş bulunuyorduk ve ikinci defa büyük hayal kırıklığı !!! emlakçılar onlara verdiğimiz 1500yi de tl hala geri vermediler !!!

Bunları bu kadar ayrıntılı yazdım çünkü bu tür konularda bizim gibi bilgisi olmayanları uyarıyım dedim... ev almadan önce tapudan temiz kağıdı isteyin, beğendiğiniz ev adresi ile tapudaki adresi karşılaştırın, ev ile aklınıza gelebilecek her türlü borcu sorgulayın, evi sahibinden alıyorsanız bizim gibi yapmayın mutlaka cezai şartları ile birlikte sözleşme yapın çünkü yoktan yere zararınız olur, bu devirde kimseye ama kimseye güvenmeyin, Emlakçıdan ev almayın!!! mümkünse ve inanmayın, satıştan önce yüklü kapora vermeyin, bir evi beğenir beğenmez hemen sözleşme de yapmayın, önce iyice araştırın...Araştırmadan eve eksper göndermeyin aksl takdirde bizim gibi almadığınız evlerin eksper parasını ödersiniz. Alacağınız ev kat mülkiyetli olsun, kat irtifakı da olur ama mülkiyet daha iyi.

Benim kadar şansız değilseniz, ev alma umutlarınızı yitirmeyin, Ev alamıyorsanız, çaresiz değilsiniz, bir gecekondu yapabilir, karavanda yaşabilir, vardiyalı olarak aile bireylerinde konaylayabilir ve bunun gibi bir çok yol ile bu isteğinizi hayata geçirebilirsiniz :)))


Sorunlu ev arıyorsanız, benimle iletişime geçin, üstüme yoktur...


Çok sıkıldım.

26 Şubat 2010 Cuma

İyi insanlar hala var...

Bugün kendi çapımda bir heyecan yaşadım, olayı algılamam ise epey sürdü :) Dün akşam Burakla spordan eve dönüşte, cüzdanımı arabanın yanına düşürmüşüm, haberim yok ! benim o kalem kutusu benzeri cüzdan, 1 gece sokakta kalmış,(iyki de!) sabah bir amca yürüyüşe çıkmış ve farketmiş, izini sürmüş kimin die, bulmuşlar numaramı, " Sinem hn nerde çalışıyosunuz" diye bir ses, yabancılara şüpheyle yaklaşan ben ise cvp vermiyorum, telefondaki ses ama cüzdanınızı bulduk deyince ve açıklayınca, sonunda inanıyorum, neyseki cüzdanıma kavuşuyorum, özellikle içindeki, ehliyetime, kimliğime, banka kartlarıma...ve böyle iyi insanların kaldığına inanamıyorum...

19 Ağustos 2009 Çarşamba

Yarım kalanlar ve Blogumun akıbeti üzerine...


Şu blog bi içime sinmedi ya, yani gelin başıydı oydu buydu diye kategori edince tipik kız sitelerinden farkı kalmadı, üstelik resime göre yazar oldum, daha içerikli şeyler yazıyım diyorum, blogculuğu bi tarafa bırakıp,içimden herşeyi paylaşmak, yazmak ve dökülmek gelse de sonra aynı hızla tüketiyorum düşüncelerimi, şu mükemmelliyetçiliğim ve kararsızlığım olmasa ne olurdu sanki, detaylara benim kadar önem veren biri varsa tanışmak isterim, bugün kendime haksızlık etme günümdeyken ozaman çabuk heveslenip çabuk vazgeçme huyumu da (türlü sebelerden) anlatıyım. :))mesela annemi sürükleyerek yogaya götürdüm, deneme dersiydi, başım döndü, yoga işte ne varki değil yani anlıcanız :)) bu arada annemin performansı şaşılacak şeydi, tam bi yogi adayıydı, bi sonraki derse mutlaka gideceğimizi, bu tür etkinliklerin ne kadar faydalı olduğuna dair felsefik bir konuşma yaptıktan sonra kuş gibi hafif çıktık..Bi daha gittik mi hayır :))
sonra adettendir, evlenmeden önce hızlı bir şekilde forma giriyim diye power plate die bişi keşfettim, bütün işyerine yaydım, herkes çok heveslendi, çağın icadıydı! haftada 3 gün ayda 15 seans günde sadece ve sadece 15 dk ile 5-6 cm inceltiyomuş!! üstelik yüksek vibrasyon veren bu cihazın üzerinde çok basit bi takım hareketler yaparak!! süperdi!! gittim denedim, 1 dk'nın ne kadar uzun bir zaman dilimi olduğunu bizzat yaşadım, beynimin sağ - sol yarım küreleri bile yer değiştirdi sanki,neyse power plate de benden uzak olsun...Kendime uygun bi spor bulma umudum devam etmekte, gerçi 6 sene buz pateni yaptım, tadında da bıraktım...:)
Kıssadan hisse, bir şeyi şiddetle isteyip onun üzerinde yoğunlaşanlar, caydırcak her türlü sebebi göz ardı edenler, bi işi bitirenler, gözünde büyütmeyenler, kararından dönmeyenler size gıpta ediyorum!!

Yazımı, anlattıklarımla ilintili Can Dündar'ın bi yazısı ile taçlandırıyım dedim ...
İkizler
Oburum. Akşam oturayım televizyon karşısına... Bir kanalı izler­ken, ille öbüründe ne olduğunu merak ediyorum; orada da aşağı yukarı aynı şeyi göreceğimi adım gibi bilmeme rağmen...
Bir şehirde yaşarken, diğe­rinde aklım; o şehirler ki, çok da farkı yok birbirinden...Doymak bilmez bir çocuk gi­biyim; yetinemiyorum.
Islığım, bütün şarkıları aynı anda çalmak istiyor; uçurtmam, kainatın tüm semalarında bir­den kanat çırpmak...Gemlenmez bir merak duy­gusu, "her yemeği tat," "her çi­çeği kokla" diye ha babam kam­çılıyor beni... Telaştan ne tadını ayırt edebiliyorum yemeklerin, ne kokusunu çiçeklerin...
Her akarsuya karışıp gitmek geliyor içimden; hangisine karışsam, gözüm ters akıntıda... Hal­buki her akarsu, aynı denize ka­rışıyor sonunda...
Sinemadaysam gelecek filmi, izleyeceğimden daha fazla me­rak ediyorum; ki onun da sonu aynı, biliyorum.
Hangi mektubu açsam, açılmayan için meraklanırım...Kulağım çalacak telefonda; en sıkıldığım anda dahi gelen telefonlarda...Kış boyu baharı iple çekmişken......Şimdi sonbaharı özlemem neden?..* * *
Çünkü yüreğimin iki yanına yerleşmiş ikizler, yıllardır durmaz tepişirler. "Kalk gidelim" derken biri... "Halt etme otur" diye eteğinden çeker diğeri...Biri karınca, öbürü ağustos böceği...
Zordur ikizler için tercih...Bir yanını seçmek, çoğu zaman öbüründen de vazgeçmektir.Çünkü birini feda ettiniz mi, "ikiz" değilsinizdir ar­tık...Sizi siz yapan, içiniz­deki tepişmedir.Değeriniz, "diğeriniz"dedir.Bütün Haziran doğumlular bilir bunu...O yüzden kıyamaz içinde tepişen ikizlerden birine...Ne kahkaha saçan neşeye, ne ansızın bastıran hüzne...Ne iyimser güne, ne karamsar geceye...Ne ciddiye, ne muzibe...Ne çocu­ğa, ne büyüğe...Ne sadeliğe, ne debdebeye...Kıyamaz her­hangi birini elleriyle öldürmeye...Bilir ki yazılmış nice yazıda, dizilmiş onca notada, boyan­mış bunca tuvalde, söylenmiş sözde, yakılmış türküde o tepiş­menin sancısı vardır.Sancı durdu mu ne akarsu, ne ters akıntı kalır.Ölü bir denizde tek kürekle döner durursunuz.* * *Dedim ya; oburum......Ve bazen kızdırıyor sevdiklerimi bu huyum.Varsa bir kusurum: Haziran doğumluyum.Ne garip şimdi bile: bir yanım bunları yazıp hicvederken bendenizi..."Sil de ciddi bir şeyler yaz" diye yırtınıyor ikizi...
(Not: balık burçlu, şubat doğumluyum, bi rivayete göre yükselenim ikizler, diğerine göre de koç, yani o da net değil :))

11 Ağustos 2009 Salı

...BİR DÖNÜŞ YAZISI...

Zamanın ne çabuk geçtiğini ve artık bloguma bir şeyler yazmamak için bahanelerimin bile tükendiğini farkedince yazmam gerekti, Şu varki hemen hemen her blog sahibi ilk başta müthiş iddialar patlatır, işte şöyle güzel olacak, çok izleyenim olacak diye :)) ama yorum yapan - yapmayan arkadaşlardan da anlaşılacağı üzere pek rağbet yok bize de, napalım? Ama iddiamı sürdüyorum, gün gelecek ya biz de tam böyle bir blog arıyorduk,nerelerdeydin diyeceksiniz :)) E zamanla tabi! ..

Bu türden kandırıkçı yazılar yazmak çok eğlenceli...Zaten blogumu kendime hediye ettim...sorun yok yani..

Bu "Dönüş Yazısı" böyle mi olacaktı yani Sinem? Hani evlenme sürecinden, heycanından, kına gecenden fln bahsedecektin?

TAMAM...

Bir kere en güzel şey, evlenme sürecini, sıkıntısız, kazasız belasız ( gelin - damat fotoğrafı çektirmeye giderken tinerci çocukların arabamızı kesip bizi soyguna uğrattıktan sonra :) sileceğimizi koparmasını(Napıcaksa?), kına gecemizde börtü böcekten çok korkan kayınvalidemin kafasına çekirge düşmesini, Ayşe Teyzemin yanağını arı sokmasını fln saymassak) geçirmek oldu...

Evlenme sürecini "tatlı bir telaş" olarak değerlendirenlere hep bir hayret ettim, bu süreci yaşarken...kaldi ki benim gibi nişanlın da işi yüzünden farklı bir şehirdeyken düğüne 20gün kala gelebildiyse, daha da zor oluyor, bir çok şeyi düşünmek ve yapmak zorunda kalıyosun, neyseki tüm bunlara değdi diye teselli oluyorsun ...